Skip to content

Aralık 25, 2012

Noel Ruhu

1261_pg

Hiç şüphesiz insanlık tarihinin en büyük yıkımlarından biri Birinci Dünya Savaşı. Milyonlar tarihte donakalırken, Noel günü yaşananlar filmlere, kitaplara konu olmuştu; hattâ kliplere de…

Harbin ilk yılıydı. Daha savaşın korkunç bilançosu ortaya çıkmamıştı. 24 Aralık 1914’te önce Almanlar Noel şarkıları söyleme başlamış, İngilizler onlara cevap vermişti. Siperlerde Azrail gezinedursun, ertesi gün gayrıresmi ateşkes ilan edilmişti. Çekinerek birbirlerine yaklaşanlar kısa sürede kaynaşıyordu. Karşılıklı verilen hediyeleri futbol takip etmişti.

Evet, İngiliz ve Alman askerler futbol oynuyordu. Onlarca adam bir topun peşinde koşuyordu. Bir manada meşin yuvarlak birbirlerine saatler sonra ateş etmeye başlayacak adamları birleştirmişti.

Aslında kolay da olmamıştı o koşullarda sahaya çıkmak. Müttefik devletler ordusunda bulunan Belçikalı ve Fransız askerler savaştıkları Almanlarla biraraya gelmek istememişti. O tarihe kadar her iki ülke toplam 400 bine yakın kayıp verirken, İngilizler sadece 40 bin askerini yitirmişti.

Tevatüre göre aynı senaryo 1915 Noeli’nde de tekrarlanmıştı. 2001’de 106 yaşında ölen İngiliz Bertie Felstead’in anlattığına göre belki de yüz kişi bir topun peşinden koşmuştu. Belki yarım saat süren oyun, subaylardan gelen emirle son bulmuştu: “Onlarla savaşacaksınız, arkadaş olmayacaksınız!”

Almanya ile İngiltere’nin resmî futbol tarihi 1930’da başlamıştı. İngilizler, 1918’de biten savaştan sonra tam 12 yıl boyunca Almanlarla aynı sahaya çıkmayı reddetmişlerdi. Noel ruhu savaşa yenik düşmüştü.

Aralık 24, 2012

Sisi Aralamak

tevfik-fikret-evi

Ferhan Şensoy Gündeste’sinde yazar; Galatasaray Lisesi’ne Çiçek Pasajı’ndan dönerken, hafif başı da dönerken insanın, ters ters bakar insana Tevfik Fikret. Bir liseyi lise, bir edebiyatı edebiyat, insanı da insan yapan o şair. Devrim kelimesinin pek sık ağza alınmadığı zamanlardan bir şairdi Fikret, Prometheus’la gizli bir anlaşması yoktu; elini yakan bir ateş vardı ondan devraldığı, o kadar. Ömrü, bir Prometheus bekleyerek geçti denemez, o şimdiki nesle farklı gelebilecek bıyıklarında bir hikâye taşırdı, şiirin Prometheus’uydu.

Onu hep oğlu Haluk’la andılar, o hayatı hep oğlu Haluk’la andı. Servet-i Fünun dendiğinde akla gelen adı, 1900’lerde yanan meşalelerden biri gibi saygıyla durur hala Mekteb-i Sultani’nin oralarda. “Kızlarını okutmayan millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir; hüsranına ağlasın” cümlesiyle bugün bile ‘kadının yeri’ni hâlâ erkeklerin tartıştığı ülkede bir mihenk taşı gibi durmaktadır.

Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şair olarak haykırmıştı; kim bilir belki de bu topraklara sinmiş kokunun farkındaydı. Biat edenlerden hiç olmamış, Haluk’un ardından döktüğü gözyaşlarının içinde, bir sisin ardında yaşamış durmuştu. Kimi zaman o perdeyi aralayıp padişah ve İttihat ve Terakki’yi ağır bir şekilde eleştirmişti.

24 Aralık 1867’de dünyaya merhaba diyen büyük ustanın, ölümünün üstünden 46 sene geçmişken, doğumunun 94. yıldönümünde son arzusu ancak yerine getirilmiş, mezarı devlet töreniyle Aşiyan’a taşınabilmişti. Hem geç olmuştu, hem de güç.

“Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,

Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.”

Bugün de nefes almak ziyadesiyle güç!

Aralık 21, 2012

Perdenin Gücü

dt.main.ce.Stream.cls

Potemkin Zırhlısı, sinema tarihinin mihenk taşı olsa gerek. 21 Aralık 1925’te ilk gösterimi Moskova’daki dünyaca ünlü Bolşoy Tiyatrosu’nda yapılan film, adeta yedinci sanatın büyülü alfabesini ortaya çıkarmıştı.

Aslında başarısız olan 1905 İhtilali’nin yirminci sene-i devriyesinde, o zamanlar 27 yaşında olan Sergey Ayzenştayn’a seferberlik emri çıkmıştı; Potemkin gemisinde çıkan isyana dair bir film yapacaktı, önünde sadece üç ay vardı.

Her sahnesi ince eleyip sık dokuyarak çekilen eser o kadar etkileyiciydi ki… Odessa merdivenlerinde Çarlık askerlerinin gerçekleştirdiği katliamı birçokları gerçek sanmıştı. Kim bilir belki bugün bile hâlâ sananlar var… Hattâ filmdeki başka bir sahneyi bizzat yaşamış olan bir asker, yönetmene yazdığı mektupta, idamı brandanın altında bekleyenlerden biri olduğunu anlatmıştı. Oysa bu da dahinin buluşuydu. Perdenin öyle bir gücü vardı ki görgü tanığına şahit olduğu olayı unutturuyordu.

Kendisinden basit bir propaganda filmi bekleyenler bir başyapıtla karşılaşmıştı. Yepyeni montaj tekniklerinden beslenen estetik anlatım, beyazperdenin bir klasiğini doğurmuştu.

Söylemeye gerek yok, Potemkin Zırhlısı dünyanın dört bir köşesinde değişik dönemlerde yasaklanmışsa da onu sansürlemeye çalışanlar toprak oldu, film başyapıt. Ne de olsa hayat kısa, sanat uzun!

Aralık 19, 2012

O Arya

Bir Şubat günüydü… Bir adam karısıyla kavga etmiş, bir sigara yakmıştı. O sigara ki mesanesinden başlayarak vücudunun başka yerlerini saran kanser illetinin en büyük gerekçesi olarak gösteriliyordu. Kadın bir kere daha bunu haykırarak salonu terk etti. Adam oğlundan fona bir arya koymasını istiyordu…

Derken arya başladı. Baba, küfrederek oğlunu salondan kovmuştu. Aslında tek yapmaya çalıştığı birkaç saniye sonra gözünden süzülecek yaşları oğlunun görmemesini sağlamaktı. Fakat başaramadı. Zira kovulan oğlu salonun ıssız bir köşesinden babasını seyretmeye devam etti. Adam, ertesi gün evini terk etti, bir daha asla dönemedi. Zira ölmek için annesinin evini seçmişti.

O gün aryayı söyleyen Renata Tebaldi’nin ölüm yıldönümündeyiz de…

Aralık 11, 2012

Spurs Playbook’undan Bir Oyun

Dün akşam San Antonio ikinci çeyrekte on sayı geri düşmüş olmasına rağmen playbook’taki birkaç oyunun yardımıyla devreyi önde bitirmeyi başardı. Bu süreçte oynadıkları en güzel oyunlardan biriyse baskete dönüşmedi maalesef. Rakip savunmanın konsantrasyonunu alt üst eden oyun şöyle:

Parker topu rakip sahaya getiriyor. Duncan sağ blokta. Sağ kanatta bekleyen Ginobili, Gary Neal ve DeJuan Blair’in hazırladığı perdeleri kullanıp sol kanada geçince Parker’dan topu alıyor.

Ginobili’nin sol kanada geçmesiyle beraber ana yemek başlıyor. Blair, Ginobili için perde yapmaya gidiyor. Şu an rakip savunmanın konsantrasyonu tamamen strong-side’a yoğunlaşmış halde. Ginobili’nin perdeyi kullanıp boyalı alana gireceğini ya da driplingle dipçizgiye hareketleneceğini düşünüyorlar. Henüz rakip farkında değil ama Spurs’un durdurulamaz bir silahmışçasına yavaş yavaş inşa ettiği oyun, Manu’nun ikinci şıkkı tercih etmesine neden olacak.

Neal, kimse fark etmeden sağ köşeye cut yaptığında, hücumun başından beri sağ blokta bekleyen Duncan, Neal’ın savunmacısını (Lin) perdeliyor. Lin, perdeye takılıyor. Ömer’in, çembere giden Ginobili’den başkasını düşünmesi mümkün değil. Haliyle pası alan Neal bomboş kalıyor: 3’lük.

Oyun maç esnasında şöyle görünüyor:

Spurs’un bu oyunu ufak değişikliklerle ara ara oynadığına rastlamak mümkün. Mesela yaklaşık iki hafta önceki Raptors maçında, normal süre bitimine üç dakika kala üç sayı gerideyken mola almışlar ve dönüşte aynı oyunu uygulamışlardı.